EFT Merkezi

Sorularınız için bizimle iletişime geçin...

EFT'de İlkelerimiz!

3 ana boyut vardır. Düşünce, Duygu, Davranış

İnsan duygularının en önemli belirleyicisi düşünceleridir.

Ne düşünüyorsak onu hissederiz!

Bizim kendimizi iyi ya da kötü hissetmemizi belirleyen olaylar ya da diğer insanlar değildir.

Biz öyle düşündüğümüz için öyle hissederiz.

Ne olup bitiyorsa bu bizim düşünce dünyamızda olup biter.

Gösterdiğimiz duygusal tepkilerin doğrudan sorumlusu bizim algımız, daha doğrusu algımıza ilişkin kendi değerlendirmemizdir.

Dünya bir aynadır, ne düşünürsek dışarıda onu görür onu yaşarız.

Ruhsal sorunların en temel sebebi işlevsel olmayan düşünce biçimimizdir.

Bu düşünce biçimi ile abartma, aşırı yalına indirgeme, aşırı genelleme, mantıksız geçersiz varsayımlarda bulunma, yanlış çıkarımlar yapma, salt iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış gibi saltçı düşünce ile kendini gösterdiğini görürüz.

Katı olmak, otoritercilik, inakçılık, saltçılık gibi yaklaşımları son derece kötü bir felsefe yaklaşımı olarak görürüz.

Ahlaki ikilemler karşısında kalındığı zaman "olmazsa olmazcılıktan" uzak doğru bir akıl yürütmenin yapılmasını tercih ederiz.

Başkalarına iyi örnek olacak davranışlarda bulunmayı öneririz.

Danışanlarımızın duygusal sıkıntılarının azaltılması ve yaşamlarında daha mutlu olmalarını sağlayan yeni bir yaşam felsefesi geliştirmelerine yardımcı olmayı benimseriz.

Yaşam felsefesi değişikliği kişinin birçok davranışını etkileyen çok derin bir değişikliğe yol açar.

Kişilerin akılcı olmayan düşüncesel yaklaşımlarla duygusal acılarına anlam yükleyerek edindikleri kanıtlara göre akıl yürütmek yerine, yaşamdan daha çok zevk alma prensibi arasında seçim yapabilecekleri görüşünü taşırlar.

Yaşadığımız sıkıntılar akılcı olmayan düşüncelerimizden kaynaklanıyorsa, bu sıkıntılarla başa çıkmanın yolu da düşünce biçimini değiştirmekten geçiyor.

Belimizi büken taşıdığımız yük değil onu nasıl taşıdığımızdır.

Düşünce biçimimizi genlerimiz, çevresel etkiler, yaşadığımız kültür, diğer insanlar kısaca her şey değiştirebilir.

İnsanlar sürekli olarak kendi kendilerini düşüncesel olarak zehirliyorlar.

Yerleşik kökleşmiş düşünceler zor da olsa değişebilir.

Çıkarımsal düşünceler bizim gerçeklikle ilgili algılarımızı ve bu algılardan çıkardığımız anlam ve sonuçları anlatır.

Bu düşünceler nasıl elde edilmiş olursa olsun, akılcı olmayan düşüncelere bağlanıp kalmak sorunlarımızın başlıca nedenidir.

Bu yüzden insanlar geçmişteki düşüncelerini yeniden değerlendirirse ve bugün bunlardan kurtulursa bugünkü yaşamı çok daha farklı olacaktır.

Yaşam yalnızca geriye dönük olarak anlaşılır ama ileriye dönük olarak yaşanır.

Dayatma düşünceleri, Herhangi bir şeyi korkunç görme düşünceleri, İnsanlara genel bir değer biçme ve engelleme eşiğinin düşüklüğü ile ilgili düşünceler işlevsel değildir.

İnsancıl bir bakış açımız vardır. Dolayısıyla insanları bütüncü, amaca yönelik davranışları olan ve yalnızca canlı ve insan oldukları için dünyada önemleri olan varlıklar olarak görürüz, onları yaşantıları, değerleri ve kendilerini gerçekleştirme gizil güçleri üzerine odaklanırız.

Kişilerde ortaya çıkmış olan belirtilerin değişmesinden daha çok kapsamlı ve uzun süreli bir değişmeden daha da doğrusu bir bakış açısı değişikliğinden yanayız.

Kişilerin kendini derecelendirmesinin, kendilerine başkalarının gözünden bakmaya çalışmanın önüne geçmeye, kendileri için koşullu ve göreceli değerlendirmeler yapmalarını önlemeye çalışır.

Kendilerini koşulsuz olarak kabul etmeyi öğretmeye çalışırız.

Rahatsızlıklarımızın aslında yaşamı gereğinden fazla ciddiye almanın bir sonucu olduğuna inanırız.

Dolayısı ile uygun bir biçimde kullanılan mizahında görüşmelerde yerinin olduğunu düşünür akılcı olmayan düşüncelere mizahi bir yaklaşımda getiririz.

Rahatsızlıklarımızın temelinde yatan bakış açılarının üstüne giderek olmazsa olmaz şeklindeki düşüncelerin üstüne gideriz.

Danışanlarımızın akılcı olmayan yerleşik düşüncelerini anlamalarını bunlara ilişkin yeni bir iç görü geliştirmelerini ve bunları değiştirmelerini öğretmeye çalışmak ve birtakım sorun çözme becerileri ile beceri kazanma eğitimleri vermeye çalışırız.

Rahatsızlık kaygısı kavramından yola çıkarız.

Rahatsızlık kaygısı olan insanlar yaşamları ya da rahatları bozulacakmış gibi olduğunda rahatsız olmamaları ve dingin kalmaları gerektiğini ve bu sağlanamazsa bunun korkunç bir şey olacağını düşündükleri zaman ortaya çıkan aşırı duygusal gerginlik olduğunu anlatırız.

Danışanı en çok rahatsız eden sorunlar üzerinden gideriz.

Danışanlarda derin bir bakış açısı değişikliği yaratmaya çalışırız.

Sağlıklı ve sağlıklı olmayan olumsuz duyguları birbirinden ayırt ederiz. Sağlıklı olumsuz duygular istenmedik durumlar karşısında duyulan yapıcı duygusal tepkilerdir ve kişiyi amaçlarına ulaşma yolundan alıkoymaz.

Oysa sağlıklı olmayan olumsuz duygular istemedik durumlar karşısında duyulan dayatmacı olmazsa olmaz isteklere dayanan yapıcı olmayan duygulardır.

Bu duygular kişiyi amacına ulaşmaktan alıkoyar.